Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

3 Şubat 2015 Salı

Sondan Sonra-Dördüncü Bölüm

Biber gazı hoş değildi. Ön saflarda bulunan insanların kafalarından sekmesi, düşenin yerden kaldırılmadan sürüklenerek götürülmeye çalışması, polisin devletine vatandaşını öldürebilecek kadar bağlı olduğunu canlı canlı görmek hiç ama hiç hoş değildi.

80 yıllarında bile en azından gizli saklı yapılırdı bu işler. Meydanlarda, bütün dünyanın gözü önünde insanlara işkence yapmak darbeci zihniye bile göze almamıştı. Hapishanedeyken insana dışarıdaki siyasi gündem önemsiz geliyor. Haberimiz vardı tabi ki ama bu kadar kötü olduğunu bilseydik yakardık hapishaneleri... ufak bir topluluğa bunu yapıyorlarsa... ya iki ay önce olanlar?.. ya Gezi?





-Uyandı mı şerefsiz?
-Uyandı abicim, uyandı.
-He o zaman yaz.

Kafama şişeyi geçirdiklerinde bir taşa çömelmiş, uzaktan izlediğim kalabalığı sanki içindeymiş gibi yazıyordum.

-Hehaehaha! Naber lan yazar, katil, manyak? Bir de solcu diye geçinirsiniz, fersah fersah yalan döktürmüşsün. Ne iş?

Emre kafasını kaldıramadan, göz ucuyla karşısındaki adamın ayakkabılarına baktı. Kimdi bunlar? Kafasında uğultulu bir acı, ağzında kan tadı vardı. “Ne?” diyebildi sadece. “Nasıl?” sorusu ağzından çıkmadı.

-Emre bey, merhaba. Biz de sizi arıyorduk. Not defterine bakılırsa manita uğruna dağları yakacak seviyeye gelmişsin ama bizim bildiğimiz kadarıyla Emre Akçay böyle bir insan değil. Nasıl desem? Devlet düşmanı, milletvekili katili… çocukluk hikayen mi lan bu? He?

-Halim ağbi bak ne yazmış? “Kaçalı iki gün olmuştu ve mahalleme, Gülşah'ın yanına dönmenin erken olduğunu düşündüğüm için İstanbul'da zaman öldürüyordum. Beşiktaş semtinde, köşe başlarında, meyhane diplerindeydim. Kaçışımız ile alakalı halen bir haber görememiş olmam kafamı kurcalıyordu.” Hapishaneden kaçmış arkadaş… güya…
-Hayatı yalan!.. bu günlük neredeydi lan? Nereden buldun? Konuş!.. amına koduğumunun manyağı seni..

Derin bir nefes çekti Emre, “Ebenin amından buldum.” diye fısıldadı. Bunu duyan Halim isimli şahıs sağ elinin tersiyle Emre’nin elmacık kemiğine sertçe vurdu. 

-Yavaş yavaş gideceğiz. Haluk yaz, az biraz gerçekçi olsun bari hikayesi. 

Karşımdaki izbandut gibi adam kendilerine yardımcı olmadığım için suratıma bir tane geçirdi. Haklılardı, hayatım boyunca yalan söylemekten başka bir şey yapmamıştım.

-Selimciğim, Emre beye hayatını özet olarak geçebilir misiniz? 
-Tabi ki…
-Lütfen tarzına sadık kalalım, tadımız kaçmasın.
-Tabi ki tabi ki…

-Ben Emre, 12 Şubat 1976 yılında Zeytinburnu’da doğdum. Babam godoş bir solcu, annem muhtemelen orospuydu. 31. Aralık 1985 yılına kadar ot gibi yaşadım. O yıllarda babam orospu çocukluğunu abarttığı için kayboldu. Bu kayıp canımı sıktığı için 29 Ekim 1992’de babamın silahıyla dönemin dışişleri bakanı Rasim Erdoğdu’yu geçit töreninde vurup kaçtım. Polis beni üç saatte yakaladı ama silahı bulamadılar. Mahkemede sürekli Gülşah isimli bir kızdan bahsettim ama kimseyi deli olduğuma inandıramadım. Yaşım 18’den küçük olduğu için 15 sene hapis cezası aldım ama 2001 yılı Ocak ayında Genel Af sayesinde özgürlüğüme ve şerefsizliğime geri döndüm. Orospu çocukluğu bu ya bu sefer de yine dönemin dışişleri bakanı olan Erdoğan Soru’yu metresiyle birlikteyken basıp öldürdüm. Mahkemede yeniden Gülşah isimli bir kızdan bahsettim, yine kimse inanmadı. Ta ki 2004 yılına kadar… bir gün koluma tırnaklarımla Gülşah yazmaya karar verdim. Planım bunu gören birilerinin yukarıya haber uçurmasıydı. Bir kısım şerefsiz solcunun da devreye girmesiyle planım tuttu ve o günden sonra bir akıl hastanesi tarafından misafir edildim. 2013 yılı Haziran ayı sonunda ise akıl hastanesinden “Artık manyak değilim.” diye ayrıldım. Bu sefer planım, başbakanı öldürmek!..

Emre’nin gözlerinden iki damla yaş süzüldü ve başını kaldırıp Halim’in gözlerinin içine baktı, kızmış görünüyordu. “İsyan değil şarap şişesi sektirmek; biat!” diye bağırdı. 

-Sonra?

“Haşin ya da canlı değil kırmızı… gerçek.” diye mırıldandı. 

-O zaman buyur Emre bey, kulak kestik dinliyoruz. Nedir gerçek?

...