Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

10 Aralık 2007 Pazartesi

2. bölüm



1985 Şubat ayı. Hangi gün hatırlamıyorum. Yeni yeni ayağımın üstüne basmaya başladığım günler. Sobanın karşısında, annemin küçük işkencelerinden birisi olan kaynar suyla banyo yapmaya katlanıyordum.
“Dursana ulan eşek sıpası!”
“Acıyor anne ya! Derimi soydun resmen!”
“Derini mi soydum? Bak sen eşeğe, sen hamama gitmedin tabii, konuşuyorsun annenin pamuk elleri altında eşek eşek?”
“Pamuk? At nalı ne zaman pamuk oldu anneciğim?”
“Ulan, hep babandan öğreniyorsun böyle lafları, öküz! Baban zaten öküz, sen de onun gibi öküz olacaksın.”
“Babam bir tane benim, maça gideceğiz biz.”
“Sus be!”

Tası kafama yerleştirip susturdu beni biricik annecim. Dışarıda mahalle maçı vardı. Ben de izlemek istiyordum ama odanın ortasındaki halı ıslatma mucizesi leğende dünya üzerindeki en büyük işkenceyi, nasırlı elli anneden çekmekle meşguldüm. Normalde kırmızı olmayan ten rengim iyice kırmızıya çalmaya başlamış, yer yer morluklar ile baya bir şenlenmişti.
“Neden iki günde bir yıkıyorsun beni yav?”
“Beyimize bir de neden anlatacağız, dokuz yaşında çocuksun her boku sorguluyorsun ulan!”
“Ne var, bilmek hakkım işte.”
“Komşularımıza gideceğiz, özür dileyeceklermiş. Bir ay geçti anca akıllarına geldi.”
“Konuşmuyordun ki onlarla. Yeni yeni başladın.”
“Sus be! Çok bilmiş…”
İkinci kez tası kafama yememle yeni KDV ile tanışmış Türkiye'ye döndüm. Beynim sanki bu kafamın içinde olmak istemiyordu. Sonra annem beni çitilemeyi bitirdi ve sert havlunun ağır darbeleriyle soyulmuş derimi dağladı. Ağlamaya başladım ama güçlü olmam gerektiğini düşünerek kendime geldim. Ben ağlamayı bıraktığımda annem ağladığım için bir tokat atıp beni tekrar ağlattı bir süre. Ardından gitti, ben de çıplak bir şekilde televizyon izlemeye başladım. Yarım saat sonra giyinmiş bir şekilde geldi. Uzun mantosu, siyah, deri çantası, formalite icabı başörtüsü ile karşıma dikildi ve kulağıma eğildi.
(Fısıldayarak) “E bebeğim giyinmemişsin sen hâlâ?”
“Giyin demedin ki?”
(Bağırarak ve kulağımı çekerek) “Ulan maymun olsa anlar, sen iki şeyi düşünüp kendin giyinemiyor musun? Misafirliğe gideceğiz demedik mi? Köpek, hadi bunu unuttun diyelim, peki elbiselerinin üzerine oturduğunun farkında değil misin?”
“Tası vura vura kafa mı bıraktın be?”
“Cevap verme, giyin, babası da çok zeki falan diyor, anca konuşmaya çalışır senin beynin.”
Hızlı bir şekilde askılı pantolonumu ve oduncu gömleğimi giyindim. Apar topar çıktık evden. Hemen yana gittiğimiz için annem bana yeni (zengin görünmek için almıştı) terliklerimi giydirdi. Kapıda durduk, annem sert bir şekilde kapıya iki kere vurdu. Kapıyı Gülşah'ın annesi Fadime Teyze açtı. Müstakbel kayınvalidem anneme güler yüzle “Buyurun”, deyip bizi içeriye aldı. Oturup konuşmaya başladılar. Benim ise gözlerim Gülşah'ı arıyordu.
“Vallahi Sinem Hanım, tekrar tekrar özür dileriz çocuk için, ama biz kullanmıyorduk kamyonu, lütfen, biraz anlayışla karşılayın.”
“Tamam Fadime tamam, bizim oğlan da pek salaktır zaten. Şoförde de suç yoktur, bu malak girmiştir kesin kamyonun altına. Ee, nasılsın komşu?”
“İyi valla Sinem Hanım, bildiğiniz gibi işte, yeni yeni yerleştik.”
“Ama güzel olmuş ev. Sizin bir ufaklık vardı çirkin, o nerede?”
“İlahi Sinem Hanım, neresi çirkin benim kızımın?”
(Annem burun kıvırarak) “Şaka yaptım canım, nerede tatlı kızımız?”
“Kahveleri yapıyor, bakmayın daha küçük, ama çok iş yapar benim kızım.”
Tam o sırada içeriden peri gibi çıkıverdi Gülşah. Simsiyah saçlarını savurup kahveleri getirdi. Bakakalmıştım.
“Buyur teyze! Afiyet olsun hep.”
“Ah canım ya, nasıl da hamarat, bizim salak oğlana mı alsak seni?”
Bana bakıp burun kıvırması bir oldu sümüklü aşkımın.
“Iyy, çok çirkin.”
“Aaa, Emre, bak yavrum, sana çirkin dedi. Ne zıpçıktı kızsın sen!”
Gözlerim doldu, hayallerim yıkılmıştı, müstakbel sevgilim resmen bana çirkin demiş, burun kıvırmış, bir de yetmezmiş gibi canım annem dalga geçmişti. Duramadım orada, filmlerdeki gibi camı kırarak çıkıp karizma yapmayı planladım. Atladım cama. Kırıldı ve yere düştüm. Koşmaya başladım ağlayarak, annem kırılmış camdan çıkmış bağırmaktaydı.
“Geri zekâlı, ne yaptın sen? Akşam eve gelmeyecek misin? Dayaktan cildinin rengini kırmızı tonlarına ulaştırmayacak mıyım sanıyorsun? Ah inek!!!”
Koşarken akşam yiyeceğim müthiş dayağı düşünüp daha hızlı koşmaya başladım. Kömürlüğe girip ağladım sonra, saatlerce. Annem beni bulup dövene kadar.

2 yorum:

Pascha dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
cuneyt dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.